Masume'nin Adı ve Kalbi

Kıvrımlı Karınca

09.03.2026
Kıvrımlı Karınca

   Bir gün, tepenin arkasından güneş konuşur gibi doğarken, küçük temizleyiciler toprağın üstünde ağır ağır ilerliyormuş. Aralarında biri varmış ki Bizim Karınca… Herkes bizim karıncayı beklerken bizim karınca kimseye henüz kavuşmak istemiyormuş. Neymiş onu böyle düşündüren, insan sevdiklerine kavuşmak istemez miymiş hiç. 

Bu düşünceler bizim karıncanın aklında kovalamaca oynar yer kapmaya çalışırken, bir anda durmuş. Bir bakmış ki yolunu kaçırmış. Arkasını dönüp geri gitmesi gerekiyormuş. Ne demişti dedem: Kaçanları çok fazla düşünme ve üzülme. Senden giden asıl ihtiyacı olana varmıştır. Allah, herkesin neye ihtiyacı olduğunu en iyi bilendir.

 

Ah neredeyse söylemeyi unutuyordum çocuklar:

Bizim karıncanın bir eksiği halk ağzında bir kusuru varmış. Bu eksik de kıvrımlı olmasıymış. Her karınca en azından düzken bizim karınca kıvrımlıymış. Herkesten farklı bu özelliği onu düşünceler arasında sıkça boğuyormuş. Neden ben de herkes gibi düz değilim, Allah beni neden bu şekilde yarattı... Düşünceler özellikle tek kaldığında ve tek başına çıktığı bu yolculuklarda bir yağmur gibi tepesinden aşağıya dökülüyormuş…

Henüz haberi yok ama bu düşünceler aklının bir köşesinden kalkmak, cevabını bulmak ve ıslandıktan sonra kuruyan her şey gibi kurumak üzereymiş.

Çünküsü, çünküsü şimdilik rafta kalsın, onu birazdan indiririz.

 

Hani bizim karıncanın, geldiği yola dönmesi gerekiyordu ya... Hatırladınız mı.

Evet, her karıncanın normal şartlarda alacağı bu uzun mesafeli yolu: Bizim karınca şipşak alıvermiş, kıvrımı sayesinde… Tıpkı bir tırtıl hatta bir tren gibi hızla, ivedilikle dönmüş. Yüzünü birden kocaman bir gülümse almış bizim karıncanın.

Şimdi aradığı cevapsız sandığı, imkânsız zannettiği cevabı bulmuş işte.

   Meğerse kendim için şanssızlık ve talihsizlik olarak gördüğüm bu özelliğim benim ihtiyacım olan şeymiş.

Dedem gerçekten haklıymış.  Bana özel olan benim ihtiyacım olanmış. Rabbime şükürler olsun artık biliyorum, diye bağırmış bu sefer seslice…

-Seni duydum.

-Ne, kimdi o nereden geldi o ses?

(Bu cümleleri kurarken, sesin geldiği yönü anlamak için dönmüş de dönmüş: Artık kıvrımlarıyla dönmek onu üzmüyor,  eğlendiriyormuş.)

Bir kahkaha patlatmış: Harika bu benim güvenliğim için de çok önemliymiş yahu…

-Ben baykuş: arkandaki meşe ağacının tam üstündeyim.

-Selam  sana, Bay baykuş hahaha.

-Sana da selam kıvrımlı karınca.

-Bay Baykuş, sen meşe ağacında ne arıyorsun benim bildiğim Baykuşlar Meşe ağacını çok sevmezler.

-Evet doğru. Kimse beni görmesin diye buraya geliyorum. Burada olabileceğimi tahmin edemiyorlar.

-O neden, yani özel değilse ve anlatmak istersen dinlerim. Sen benim hikâyeme tanık oldun ben de istersen seninkine tanık olabilirim… 

-Evet isterim kıvrımlı karınca ancak görüyorum ki senin gitmen gereken bir yol var. Ve ben de kendimi sanırım çok hazır hissetmiyorum. Başka bir zaman desek…

-Elbette, o zaman görüşürüz. Eminim ki sana da ihtiyacın olan şeyi Rabbim vermiştir. Rabbime emanetsin…

 

   O günden sonra tahmin edebilir misin, ne olmuş? Evet sesini duyar gibiyim: Kıvrım artık acı veren değil mutlu eden bir özelliği olmuş: Bizim karıncanın. Yani, bizim kıvrımlı karıncanın…

 

Not: Bu hikâye oğlum Yağız Zeyd için yazdığım hikâyelerden biridir. Bir gün ona küçük bir kitap olarak armağan etmek niyetiyle kaleme aldım.